/
Текст
HOVHANNES TUMANYAN
YAS.WAK IST1YORUM
-M
YAljlAMAK tSTIVORUM
"Bandrol Uygulamasına lı~kin Usul ve
Esaslar Hakkında Yönetmel©in 5.Madde;ınin Oajişik •g• Bendi Çerçevesinde
' 1f1droi Taşıması Zorunlu Değildir.
ISBN 975-385-044-1
Baskı: Umut Matbaa ve Kağıtçılık
3.
Basım Aralık
Ltd. Şti.
1998
ÇOCUK BAHÇESİ kitapları ODA YAYINLARI yan ürünüdür
ODA YAYINLARI SAN. VE TİC. LTD.ŞTİ.
Tünel, Kumbaracı Yokuşu 119 Beyoğlu-İSTANBUL
Tel: 0212. 252 07 63-252 87 53 Fax: 249 79 62
HovhannesTumanyan
YAŞAMAK İSTİYORUM
Türkçesi:
YERVART TOMASYAN
Resimleyen
MUSTAFA DELİOGLU
Değerli öğretmenler
ve
rışı, eşitliği, kardeşliği, ışığı
bu aydınlık fikirler uğruna
öğrenciler, uluslara bave adaleti getirmek için,
d ö v ü ş e n sizlersiniz.
Hovhannes
Tumanyan
5
6
HOVHANNES TUMANVAN
(1869 - 1923)
1869 yılında Lor kentinin Tseğ köyünde doğan
Tumanyan şiirleri, çocuklar için yazdığı öyküleri ve
destanlarıyla Ermeni yazınında haklı bir üne sahiptir.
Feodal ilişkilerin sonu ve gelişen burjuva dönemine rastlayan Tumanyan yapıtlarında Ermeni ulusunun kokuşan burjuvazisini ve kapitalist sistemin iç
çelişkilerini ortaya koyar. Köylünün insafsız sömürülüşü, köyde ve kentte görülen büyük sosyo · ekonomik çelişkiler Tumanyan'ın kaleminde bütüo çıplaklı
ğıyla ve yalın bir dille ortaya serilir.
1905 -1906 yıllarında, çarlık yönetimi devrimc"ı
düşüncenin yayılmasını önlemek amacıyla tezgahladığı Anadoludaki halkların sürtüşmesini, Tumanyan
daima nefretle karşılamış, hatta iki ateş arasına gire·
rek tarafların kan dökmesini önlemiştir.
Tumanyan'ın kaleminden düşmez eşitliğin övgüsü, onun yiğit kuşlarından guguk kuşu; yavrularını
bir bir götürüp yiyen, kendini dağın, taşın tek sahibi
sanan tilkiye şöyle seslenir;
- Dağ, taş eşit olarak hepimizindir.
54 yaşında ölen Tumanyan, devrimci fikirleri yüzünden 1go8, 1g11'de iki kez tutuklanmış, hapsedil. miştir.
7
KÜÇÜKKİKOR
ÇIRAK OLMAK İÇİN
KENTE GİDİYOR ...
O gün köylü Hampo'nun evinde kavga
vardı. Hampo, on iki yaşındaki oğlunu kente
götürüp, işe koymak istiyordu, böylece çalı
şacak, adam olacaktı. Ama karısı bir türlü,
yanaşmıyordu buna.
- istemiyorum, benim günahsız oğlumu
o çirkef .dünyanın içine atmanı istemiyorum,
diye ağlıyordu ...
Gelgelelim Hampo bildiğinden şaşmadı.
Sakin ama acı bir s.abah vakti, evdekilerle
köylüler taa köyün yoluna kadar gelip onu
uğurladılar, Kikor'u yanaklarından öptüler,
hayırlı yolculuklar dilediler.
9
Kikoool, nereye gidiyorsun, he, e, Kikool ...
Kikor dönüp dönüp arkasına baktı. Kendisini uğurlamaya gelenler hala köyün ucunda duruyorlardı. Annesi önlüğüyle gözlerini
siliyordu. Ki kor geride kalmıştı. Hemen dönüp
10
babasının yanına koştu. Sonra bir daha geri-
ye
baktı.
Köy tepenin
arkasında kalmıştı
ar-
tık.
· Kikor ayaklarını isteksizce sürüklüyor,
hep geride kalıyordu.
Babası Hampo'nun omuzundaki heybede
biraz ekmek ve peynir, birkaç paket de sigara vardı. Oğluna dönerek:
11
rırız
Ha gayret, Kikor Can, dedi,
şimdi
va-
...
Gün batarken dağın tepesinden, taa
uzakta, sisler arasında kaları köyü bir daha
gördüler.
Kikor parmağını köye doğru uzatarak:
- Baba, bizim ev işte orda! diye bağırdı.
Ama artık köy de görünmüyordu. Yeniden yola koyuldular.
ilk gece bir köyde konuk oldular. Ev sahibi Hariıpo'nun eski bir dostuydu.
Sarı semaver masanın üstünde fokurduyor, küçük bir kız çocuğu bardakları yıkayıp
çayı hazırlıyordu. Kızın sırtında kırmızı kırmı
zı
çiçekleri olan bir giysi vardı. Kikor, kentte
para kazanmaya başladığı zaman kızkardeşi
Zani'ye bunun gibi bir giysi göndermeyi aklı
na o an koydu.
Yemekten sonra ev sahibi ve Hampo sedirde uzanıp, sigaralarını tellendirerek dereden tepeden konuştular. Kikor hakkında da
görüştüler. Ev sahibi evladını adam etmek
için çırpınan Hampo'ya övgüler düzdü. Daha
sonra savaşan dünya, ekmek pahalılığı konusunda konuştular. Ama Kikor bunları işitme
di bile; öylesine yorgundu ki hemen uyuyuverdi.
12
Ertesi gün kente
vardılar.
hancının yanında kaldılar,
şıya
O ge~e ihtiyar
sabahleyin de çar-
indiler.
Tüccarın
biri, dükkanın içinden sordu:
- Dayı, çocuğu işe mi sokacaksın?
Hampo: .
- Buyurduğun gibidir, dedi. Ve Kikoru o
yana doğru iteledi.
Tüccar:
- Bana getir·ben alırım, dedi.
Ona Manifaturacı Ardem derlerdi. Kumaş tücçarıydı.
13
ANLAŞMA ...
Hampo, Kikor'u Manifaturacı Ardem'in
evine hizmetkar olarak verdi. Kikor bütün bir
yıl evin temizlenmesi, kapkacağın yıkanması.
ayakkabıların silinmesi, dükkana yemek götürülüp getirilmesi gibi ve daha bir sürü orta işi
yapmak zorundaydı. Manifaturacı Ardem bir
yıl sonra onu dükkana götürecek, dükkanda
çıraklık yapacak ve Kikor böylece yavaş yavaş ilerleyecekti.
Manifaturacı, aralarındaki anlaşmaya göre Kikor'un babası Hampo'ya şöyle dedi:
- Beş yıl para mara vermem. Doğrusunu
istersen, bunun için asıl sen bana para ver-
14
melisin, çünkü çocuğun yetişecek, birçok şey
öğrenecek, gerçekten çocuğun şimdi hiç bir
şey bilmiyor ...
15
Hampo:
- Nereden bilsin canım beyim, diye yanıt verdi, eğer bilseydi getirir miydim? Bir
şeyler öğrenmesi için aldım getirdim, işte ...
- Öğrenir, her şeyi öğrenir. Öyle bir öğ
renir ki ... Sizin oralarda Nigol diye biri var,
şimdi dükkan sahibi ... O da benim yanımda
adam oldu. Ama bir çift çay kaşığı ve başka
birkaç parça öteberi çalmıştı. ..
- Yok, canım beyim, benim oğlum hır
sızlık nedir bilmez, eğer öyle bir şey yaparsa,
gelir kolundan tuttuğum gibi dereye atarım.
- Ha, bak, eğer eli uzun değilse adam
olur.
- Canım ağam, benim istadiğim de o zaten, adam olsun, dil öğrensin, okuma yazma
öğrensin, oturup kalkmayı öğrensin, adam tanısın ve bu dünyada benim gibi zavallı olmasın. Gözü açık bir çocuktur, bizim köyün oku~
lunda harfleri görmüştür, a'yı b'yi tanır. Yalnız, sizden bir dileğim olacak, dikkat edin
ona, garip çocuktur, ince çocuktur.
Manifaturacı birkaç laf daha etti. Artık
içi rahattı Hampo'nun. Manifaturacı dişarı çı
kıp yüksek sesle bağırdı:
- Konuklara çay, ekmek getirin.
16
KiKOR BOGAZ
TOKLUGUNA ÇALIŞIYOR ...
Baba
oğul Manifaturacı
Ardem'in mutfa-
ğında oturuyorlardı.
Hampo:
- Artık sen bilirsin canım Kikor, bakalım ne biçim delikanlı olacaksın, öyle bir yapmalısın ki.. ne bileyim, allahım ... diye mırıl
dandı.
Sonra bir sigara sardı.
Kikor ortalığı gözden geçiriyordu:
- Baba, bunların ocağı yok mu?
- Yok, bunlarda soba bulunur, bak
bu
işte
sabadır.
-
Harman yerleri de mi yok?
Y<ıştıınak İstiycrurn/F: 2
17
,,,·.
"ı~
~!
. .
"" ..
.
.
....
,
?:ı
.
,.
.
1
110,
1
-
Cii
Bunlar kentlidir, köylü değiller ki har-
man yapsınlar.
18
- öyleyse nasıl ekmek yiyorlar?
- Parayla alırlar ve yerler. Ekmeği de,
yağı da, sütü de, yoğurdu da, odunu da, suyu
da, her şeyi parayla alırlar ...
- Vaay ...
19
- Burası kenttir, sen gözünü dört aç,
daha çok şey var öğreneceğin.
- Baba bunların kiliseleri de var mı?
- Olmaz olur mu? Onlar da bizim gibi Ermeni Hıristiyandırlar. Bak kulağını dört
aç: sakın hırsızlık yapma emi? Belki seni denemek için para bırakırlar ortaya, sakın elini
sürme. Ya da alsan bile götür ve de ki «hanım, bu para şuraya düşmüş», ya da «beyim,
bunu burda buldum. Yoksa ...
- Burada da polis var mı?
-. Var elbet. Yemekten yemeğe dışarı
çıkarsın, oraya buraya gidip sağda solda sürtme, eline geçen parayı har vurup harman savurma, bizim binbir türlü şeye ihtiyacımız var.
Kendine de iyi bak, akşamları üstün açık kalmasın, üşütmeyesin... Mektup yaz köye gelenlerle gönder. Arada bir sigarasını dudaklarından ayırarak öğütler veriyordu Hampo.
Bu sırada Kikor uyuyordu ...
- Ekmek parçalarını Y? da artıklarını verirler, yemeğin artıklarını verirler, çoğu kez de
kendileri yerler de, sana vermezler. Sakın sesini çıkarmayasın, hizmetkarlık böyledir .. .
gündür, akşam olur, karanlık basar, geçer .. .
Babası daha bir yığın öğüt verdi. Ama Kikor, babasının omuzunda çoktan uyuyup kal-
20
\
mıştı
bile. O iki gün içinde, çok şey görmüş
ve bir oraya bir buraya bakmaktan çok yorulmuştu.
Yemişlerle
dolu dükkanlar, yığın yığın
basmalar, türlü türlü oyuncaklar, okula giden
21
ya da okuldan dönen öğrenci grupları, art
arda geçen arabalar, sebze yüklü eşekler,
dilenciler ve bunların hepsinin çıkarttığı bağ
rışmalar, çağırmalar, patırtı ve çığlıklar birbirine karışmış, kafasında vınlıyordu. Yorulmuş
ve babasının omuzunda uyuyakalmıştı,
O sırada tüccarla karısı dışarıda tartışı
yorlardı. Karısı, hizmetkarın tecrübesiz olduğunu söylüyordu. Dağdan yeni gelmiş, vahşi
bir çocuk işe alınır mıydı hiç! Ama kocası sevinçliydi, birkaç yıllığına parasız işçi bulduğu
için keyfine diyecek yoktu.
- Öğrenir öyle kalmaz, diyordu karısına.
Tüccarın yaşlı anası söze karıştı:
- Öğrenir kızım, yüreğini üzme. Ama
Bayan Nado dediğinden şaşmıyordu. Ağlıya
rak sövüp sayıyordu kör talihine.
22
AÇLIK ... AÇLIK ...
Kikor tek başına, Manifaturacı Ardem'in
mutfağında oturuyordu. Hemen hizmetkarlığa
başlamıştı.
Beyinin eski şapkasını kulaklarına dek
geçirmi.ş, esllii' ayakkabılarını giymişti. Sırtın
da mavi bir gömlek vardı. Kılığı tepeden tır
nağa değişmişti. Mutfakta oturmuş, kara kara düşünüyordu. Ne için köyden buraya kadar gelmişti, nereye düşmüştü ve şimdi ne
yapmalıydı?
Derken Bayan Nada içeri girdi.
Kikor kendi yerinde övlece oturuyordu.
23
24
Hanım bir şeyler söyledi, Kikor iyi işit
medi, daha doğrusu anlamadı.
- Sana söylüyorum ayı yavrusu!
Kikor afalladı, terledi. Ne dediğini sormak istedi hanımına, ama cesaret edemedi.
Hanım öfkeyle dışarı çıktı.
- Ah, yerin dibine batasınız siz yabaniler! Gelip insanın başına bela olursunuz ...
Ben bir şey söylüyorum, ama o yerinden bile
kımıldamıyor, ses bile vermiyor.
Ki kor:
«Sonu geldi,,, diye düşündü. «Ama ne çabuk sonu geldi, ne kötü bitti. .. Şimdi ben ne
yapacağım? ... Babam da gitti.»
Her şeyin bittiğini, işine son verildiğini
sanıyordu. O sırada içeri tüccarın anası, siyah
giysili iyi ihtiyar girdi;
- Hanım içeri girdiği zaman niçin ayağa
kalkmıyorsun? Bir şey sordukları zaman yanıt
vermelisin, öyle şey olur mu? ...
İhtiyar, kadının adı Hani'ydi.
Hani, Kikor'a ne yapması gerektiğini bir
bir öğretti: Semaveri nasıl hazırlamalı, ayakkabıları nasıl silmeli, tabakları nasıl yıkama
!1. .•
İhtiyar Hani'den gayrı hepsi Kikor'a kötü
davranıyordu.
25
Tüccarın dükkanındaki çıraklar bile kendisini Kiki diye çağırarak durmadan alay edi~
yorlar, burnunu sıkıp, başına vuruyorlar, şap
kasına basıp taa kulaklarına kadar indiriyorlardı. ..
26
':
.:::::::---
1
Ama
Ona
bunların
hepsine katlanabilirdi.
asıl zor gelen şey açlıktı, buna dayanamıyordu. Kendi evinde ne zaman acıksa,
gider dolaptan ekmeği alır, fıçıdan peynir çı
kartır, yiyerek oynamaya giderdi. Ya da ekmeğini katığını eteğine doldurur, dosdoğru
otlağın yolunu tutardı. isterse bir ağacın altına veya çeşmenin yanına oturur, yerdi.
27
Oysa burada durum değişmişti şimdi. Ne
denli acıkmış olursa olsun yemek saatini beklemek zorundaydı. Herkes yemeğini yedikten
sonra, ancak kendisi yiyebilirdi. Ama yemek
saati bir türlü gelmek bilmezdi. Zavallının içi
bayılır, midesi kavrulurdu.
Bir, iki, on kez dişini sıkıp açlığa dayandıktan sonra yiyecek bir şey bulmak, yemek
saatine kadar midesini oyalamak için, mutfakta gözünü dört bir yana gezdirmeye başladı.
İlk önceleri ne bulursa-kuru ekmek kırın
tısı, kemirilmiş kemik veya başka bir şey-ağ
zına atıyordu. Sonra mutfağın raflarına dadanmayı düşündü, daha sonraları tencerelerin içinden pişmiş et parçaları atıştırmayı huy
edindi.
Eğer anlasalardı. ..
Ne kötü şeyier olurdu ...
Bir anlasalardı. ..
Ne yapardı ?
Bırakıp kaçsın mı?
Ve başladı Kikor kaçmayı düşünmeye.
Ama nasıl kaçsın, nereye kaçsın? Yalnız,
yol bilmez, adam tanımaz, ama babası? ...
O kadar yürek tüketti, konuştu öğüt verdi. «Oğlum, gündür, karanlık basar, gelip geçer ... ,,
28
1
_J
LI
JD
JO
()
Kikor'un beyninde çın çın çınladı
babasının acılı sesi: «Gündür, karanlık basar,
geçer ... geçer ... ,,
Ve
işte
29
KONUKLAR.
CİMRİ PATRON.
KiKOR POT KIRIYOR
Zil çalındı.
Kikor oturduğu yerden yukarı hopladı.
«Eğer zil çalarsa git bak kimmiş! ne istiyormuş?» demişlerdi. Pencereden baktığında kapının önünde bir adamla birkaç tane de kadın
gördü.
Yukardan bağırdı:
- Heey kimsiniz?
Aşağıdakiler yukarı baktılar.
Bayanlar güldüler, adam ise
düzelterek sordu:
- Hanım evde mi?
30
gözlüğünü
Ki kor:
- Ne
yapacaksınız?
diye sordu.
Aşağıdı;ıki gülüşmeler çoğaldı.
Adam öfkelendi:
- Sana soruyorum evde mi, değil mi?
- Bir diyeceğiniz mi var?
Bu patırtının üstüne hanım yetişti.
31
-Hay boyun posun devrilsin emil Git,
kapıyı aç, çabuk.
Hanımı bağırıp çağırıyor; hem Kikor'a
hem de onu başına sardı diye kocasına sövüp
sayıyordu. Biraz sonra konukları güler yüzle
karşıladı.
- Ooo, merhaba, hoş geldiniz ... hangi
rüzgar attı, nasıl oldu da bizleri anımsadınız ...
Gelen adam Kikor'u baştan aşağı süzerek:
- Nerden buldunuz bunu? diye sordu.
Bayanlar ise durmadan kıkır kıkır gülüyorlardı.
Hanım şakalaştı onlarla:
- Kıskanıyor musunuz? Eğer isterseniz
size verelim, sizin olsun!
Hep birlikte gülüşerek içeri girdiler.
Bayan Nada, Kikor'u bir yere gönderdi ve
kendisi de konukların arkasından hemen içeri
girdi.
Birbirlerinin hatırını sorduktan sonra, konuklar içeri girerken olup bitenleri anlatmaya başladılar. Ve böylece ortaya büyük bir hikaye çıktı.
Bayan Nada yakınmaya başladı:
- Ooof, yüreğim aşındı gitti, bir bilseniz
ne çekiyorum ben bunun elinden ... Diyorum
32
ki yol verelim, çeksin gitsin ama bilirsiniz Ardem'in huyunu «yazıktır, köylü çocuğudur,
kalsın, yediği. bir lokma ekmek, zamanla her
. şeyi öğrenir, .. diyor... Ama ne zaman öğre-.
nir ... Yüreğim aşındı, tükendi ...
Konuklar hep bir ağızdan onayladılar
onu:
Y<ışanı<;:.: İstiycrum/F: 3
33
- Ah bilmez miyiz, bu uşak takımı hep
böyledir zaten!
Yarım saat kadar konuştular ardan burdan, hizmetkarlardan, kentteki yeniliklerden.
Tam bu konuşma esnasında, Kikor yine içeri
girdi.
- Hanım, meyveyi getirdim.
Hanımı öfkeyle çıkıştı:
- iyi, git hadi!
Konuklar gülmeye başladılar.
- Hanım, patronum kiraz pahalıdır, istemez dedi ...
34
Bunun üzerine konuklardan kimileri kendilerini tutamadı ve ağızlarını mendille kapattılar, kimisi de ev sahibinin mahcubiyetini örtmek için, «gerçekten de kiraz çok pahalı, bu
zamanda kiraz alınır gibi değil,» dediler. Daha sonra itiraz ettiler neden meyve aldırdığı
na, kendileri meyve yemeye gelmemişlerdi ki,
zahmet oluyordu.
35
ta kulaklarının ucuna kadar
bir biçimiyle düzeltmeye çalıştı:
Kimbilir kocam ne demiştir de bu ser-
Evin
hanımı
kızardı, olayı
seri
anlamamıştır.
Kikor kendini tutamadı:
-- Yalan söyleyen yerin dibine girsin! diye
36
bağırdı.
işte o zaman her şey bitti.
PATRONU
KİKOR'U KIYASIYA DÖVÜYOR
Konuklar gitmişlerdi. Bayan Nado ateş
püskürüyor, bağırıp çağırıyor, bir yandan da
meyve masasını kaldırıyordu. Küfrediyordu
Kikor'a, yaptıklarını bir bir sayarak, beddua
ediyordu şansına ve kocasına.
ihtiyar Hani gelinini yatıştırmaya çalıştı.
- Bilmiyor kızım, öğrenir ... neden yüreğini tüketiyorsun ... Ah allahım neden canımı
a 1mıyorsun 1....
Ama gelini daha da köpürdü:
- Sen de burnunu sokma işime! dedi.
Zaten insanın yüreği dar ... Bilmiyormuş, gidin siz öğretin, ben sizin köleniz değilim! Se-
37
sini daha da yükselterek, ta ki kocası eve gelene dek beddualarına devam etti. Kocasının
sesini işitince ağlamaya, yüksek sesle bağır
maya ve tabakları birbirinin üstüne atmaya
başladı.
-
şunu,
defolsun gitsin, ben hizmetkarın yaptığını da yaparım.
Eğer bana
acıyorsan, para verir doğru dürüst bir hizmetkar tutarsın. insan hizmetkarın yerine çalışsa
daha iyi olur, yeter ki her gün yüreği tükenmesin ... Sen benim düşmanım mısın!
Tüccar evin orta yerinde dikilerek:
- Ne oldu? diye sordu.
- Daha ne olsun! Herkesin önünde yerin dibine girmem eksik kalmıştı, onu da tamamladın, daha ne olmasını istiyorsun? Sonra kocasını karşısına aldı, ve anlattı kirazın hikayesini.
Tüccar:
- Vay canına! diye şaşkınlıkla haykırdı.
Tüccar hemen Kikor'u çağırdı.
Kikor ayaklarını sürterek içeri girdi.
Tüccarı alı al moru mor görünce korkarak olduğu yerde kaldı.
- . Sana söylüyorum, yaklaş ...
Kikor sallal')dı, ama yine ayıiı yerde kalakaldı.
38
Kov
- Ulan, ayı yavrusu, ben hanıma bildiresin diye söyledim, sen konukların yanında
kiraz pahalı demişsin!
- Ben ... Ben .. : Hanıma ...
Kendini savunmak istedi Kikor, ama lafı
ağzındayken tokat iniverdi. Gözlerinde yıldız
lar parladı, başı duvara çarptı ve yere düşü
verdi.
39
Tüccar deliye dönmüştü, yerde yatan Kikor'u tekmelemeye başladı. Bir yandan da
durmadan yineliyordu:
40
- Kiraz pahalı ha? .. Kiraz pahalı ha? ..
ihtiyar Hani titriyerek araya girdi, kudurmuş oğlunu durdurmak istedi. Hanım da geldi. Çocuk sızlanmaya başladı. Tüccar g_eri
çekildi. Soluk soluğa kalmıştı.
- Kiraz pahalı, kiraz pahalı ha? diye
durmadan homurdanıyordu.
Köşede iki büklüm olan Kikor, titreyerek
acıyla inliyordu:
- Vaay canım anam, vaay ... Vaay, canım anam, vaay ...
41
DÜKKANA GİDERKEN
Kikor'un evin içinde iş göremiyeceği anlaşılınca, dükkana gönderdiler. Orda müşteri
lerin satın aldığı malları taşıyacak, dağılan kumaş toplarını katlayacak, dükkanı silip süpürecek, boş kaldığı zamanlarda ise kapı önünde bağırıp müşteri çağıracaktı.
O gün Kikor dükkana yemek götürecekti. Yemek kabını elinde tutmuş, zayıf, renksiz, kocaman ayakkabılarını ayağında sürükleyerek köprü boyunca yürüdü. Bir ara
42
aşağı baktı. Binaların
yüksek
duvarlarına
çar-
pıp çağıldayan sular yuvarlanıyor, dolanıyor,
sağır fışırtısı hırsla boğuluyordu köprünü'n altında
...
Köprünün yakınında yeşil bir kayık çarptı gözüne. İçinde iki kişi vardı; biri olta atı
yor, öbürü da kürek çekiyordu.
43
Kikor: «Ayy, şimdi bir tane balık tutar,,,
dedi kendi kendine.
Ve balıkçıları seyretmeye başladı. Ama
olta boş çıkmıştı.
Olta bir daha atıldı suya. O zaman Kikor:
- Bu benim bahtıma, dedi.
Kikor'un bahtı boş çıkmıştı.
- Bu da bizim Zani'nin bahtına olsun ...
Ama o da boş çıkmıştı.
- Bu da Kalo'nun bahtına ...
Kalo da bahtsızdı.
- Bu da ...
Tam bu sırada ise yakınındaki han kapısında bir gürültü yükseldi. Çingenenin biri
şarkı söyleyerekten ayı ·oynatıyordu.
Hey hadi seni göreyim
Boz ayı
Kuyruğu kısa, aklı kısa ayı
Kamburu çıkmış kocakarı gibi
Sen oyna şapşal ayı.
Halk ayıcının çevresinde toplanmıştı. Yeni görenler de bir yandan ona doğru koşuyor
lardı. Kikor da koştu. Topluluğu yarıp öne geçmek istedi. Ama yapamadı. Ne. olup bittiğini
görmak için boynunu uzattı, parmaklarının
ucuna basarak dikildi.
44
O sırada seyircilerden biri Kikor'un başı
na vurdu:
- Ne itiştirip kakıştırıyorsun bacaksız,
git işine!
Kikor'un o zaman aklına geldi. Dükkana
gitmek zorundaydı! Hemen koşa koşa dükkanın yolunu tuttu.
45
DAYAK KORKUSU ...
Akşamleyin
Kikor iki büklüm mutfakta
yatmıştı. Daha kurumamıştı gözyaşları yanaklarında. Hala yanıyordu patronun vurduğu tokatın yeri, daha yeni durmuştu hanımın bağ
rışları. Tüccarın çırağı Vaso ıslık çalaraktan
içeri girdi. Kikor'u görünce durdu, hemencecik alaylı yüzüne ciddi bir hava verdi ve sordu:
- Kulübe mi gitmiştin, yoksa bankada
işin mi vardı? Seni ayı yavrusu seni. .. Neden
geç kaldın, ha?
Kikor başını yükarı kaldırmıyordu.
- Söyle bakalım, lan.
46
Kikor susuyordu.
- işitmedin mi lan? Beni açlıktan öldürdün, ne cehennemdeydin? Eğer ölseydi m ne
yapacaktın? ..
Böyle diyerek yavaş yavaş yaklaştı, biraz
durdu, sonra birdenbire Kikor'un suratına bir
tokat patlattı. Kikor iki eliyle suratını örttü.
0
47
Duvarın dibine sıkışıverdi. Vaso ikinci tokadı
da indirmeye hazırlanırken dışarıdan patronun sesi işitildi. .. içeri geliyordu.
Vaso:
- Şimdi seni patron eşek sudan gelin"
ceye kadar dövsün de gör bak! dedi.
«Şimdi beni öldürürler,, diye düşündü Kikor, ödü patlayacaktı nerdeyse,
- Bağırsana lan, neden sus pus duru"
yorsun, dilini mi yuttun!
Ki kor:.
- Böyle buyurun, böyle buyurun ... diye
bağırıyordu.
İçerdekiler gülmekten kırılıyorlardı.
Dükkana müşteri çağırmasını tembih etona, ve o çoğu zaman yoldan geçenin eteğine yapışır içeri sokmak isterdi inatla, ta ki adamın sabrı taşana dek bırakmazdı.
O zaman yerine dönüp, yine başlardı bağır
maya.
Yazın sıcağında, dükkanın önünde uzun
zaman ayakta durmaktan yorulup, oturur,
uyurdu kapının önünde, dizili kumaş toplarının
üstünde.
O zaman şakacı arkadaşları burnuna enfiye tutarlardı.
mişlerdi
Hapşırarak uyanırdı.
48
'!
I
Sıcaktan bunalmış
olan tüccarlar eğle
nirlerdi. Ustası ise tikanırcasına gülüp, bağı
rırdı:
- Uyuyor musun ayı yavrusu? Bağırsa
na, ne duruyorsun.
Ki kor:
-· Bu tarafa buyurun, bu tarafa buyurun,
diye yine seslenirdi.
Yaşiımak İstiyOrum/F: 4
49
Bir gün, müşteri çağırdığında iki köylü
belirdi karşıdan, koştu, sarıldı köylülere.
Köylülerden biri şaşkın şaşkın şöyle dedi:
- Lan oğul, birdenbire tanıyamadım seni yahu!
Sonra arkasına dönüp sordu:
- Tanıdın mı? ...
Öbürü böbürlenircesine:
Görür görmez gözlerinden tanıdım,
dedi.
Lan oğul, doğru dürüst adam olmuş
sun ... Giyimine kuşamına da diyecek yok. iki
dirhem bir çekirdek olmuşsun be!
- Hampo'nun bastığı toprak başımızı
örtsün ... Bak nerelerde yetiştirdi oğlunu, oysa
bizimkiler domuz otlatıyorlar oralarda ...
Kikor onları soru yağmuruna tuttu:
- Anam nasıl? .. Bizim çocuklar nasıl? ..'
Babam nasıl?.. Bizim inek doğurdu mu? ..
Ölen oldu mu bizim köyde? ..
Köylüler:
- Hepsi de iyidirler, çok selamları var,
dedi. Bir Sukgillerden Gugas öldü, bir de Bacurgillerin ihtiyarı, kalanlar iyidirler.
- Ama babam niye gelmiyor?
- Baban her zaman ister ama nasıl gelsin. Yalnızdır. Evin bütün yükü tek başına
onun omuzlarında ...
50
- Bir şey göndermediler mi? ...
. - Neleri var ki ne göndersinler? Sen
evin durumunu bilmiyor musun? .. Bu yıl ürün
azdı, zavallı baban zorla ucu ucuna getirdi.
Ne isteyebilirsin onlardan? Eğer varsa sen
gönder onlara. Babandan vergi istiyorlar, ama
elinde bir kuruşu bile yok ...
51
Bizim evde hastalanan var mı?
Yok, yalnız sizin sarı inek, Mirzgillerin ahırının yıkıntısı altında kaldı ve öldü.
- Sarı inek öldü ha?
- Zavallı anan öyle ağladı ki ağlamaktan gözleri şişti.
Köylülerden biri cebinden bir mektup çı
karttı Kikor"a verdi:
- Biz daha fazla kalamayız, gideceğiz,
dedi. Nedir fikrin. Eğer anana, bacına bir şey
ler göndereceksen ver de götürelim.
- Nasıl göndereyim ... Daha para almı
yorum ki. .. Ama ...
- Ne aması. ..
- Ben de sizinle geliyorum. Hem bizim
köyü, hem de bizimkileri özledim, üstelik ...
- Vay, vay, biz de sandık ki uslandın,
adam oldun ... Ne biçim söz öyle! Sen burda
ağa gibi yaşıyorsun, üstün başın yepyeni, elin
ayağın temiz ... Biz düşünüyoruz ki bizim çocuklara da birer yer bulasın da getirelim. Nasıl derler, bir laf var, «Domuzun başını yastığa
komuşlar, o yine çamurun içine yuvarlanmış».
Tam sana göre söylemişler.
Köylüler Kikor'u azarladılar, öğütler verdiler ve sonra da sağlıcakla kal deyip gittiler.
-
52
Onların gidişinden
sonra, Kikor kendi köşesine çekildi ve babasının mektubunu açıp
okumaya başladı:
53
Benim sevgili evladım canım Kikor,
Biz sağ ve sıhhatteyiz, yalnızca senin sağ
lığını düşünüyoruz. Baban, anan, Zani, Mosi,
Migiç, Kalo hasretle sana selam ederler. Bizim sevgiU oğlumuz Kikor, bilesin ki çok dardayız, vergiyi almak için bizi sıkboğaz ediyorlar. Ama para bulamıyoruz. Ananın, Zani'nin
giyecekleri yok, çok dardayız. Kikor can, biraz para ve mektup gönder. Durumun nasıl,
bize bilgi ver. Bilesin sarı inek öldü ve anan
bacın çıplaktırlar.
54
Patronu, Kikor'un yeterince dayak yediği·
ni bildiği için bu seferlik yemek verilmemesini'
emretti, böylece anlamış olacaktı açlığın ne
demek olduğunu!
Tehlike geçmişti.
Kikor rahatladı, ama hanımının sesi hala kulaklarında çınlıyordu. Ciyak ciyak bağırı
yordu kadın:
- Daha ne tutuyorsun bunu yanında! Dı
şarı at gitsin. Defolsun, gitsin artık!..
55
AÇLIK ... YİNE AÇLIK ...
UYKUSUZLUK ...
YUVAYI ÖZLEYİŞ ...
Kikor büzüldü yorganın altında, .başına
kadar çekti yorganı ve uyuyormuş gibi yaptı.
Bir türkü geldi aklına:
Mehtaplı
gece,
Asla uykum yok,
Beni gören sanır ki, evim yok
Vay evim yok, vay
56
Vaso o sırada hem şarkı söylüyor, hem
de yemek yiyordu. Kikor arada bir dikkatle
yorganı kaldırıp ucundan gizlice ona bir göz
atıyordu. Sonra yorganı yine başına çekiyordu. O gün ağzına hiçbir şey koymamıştı, yalnızca dayak yemiş, ağlamıştı, şimdi de aç açı
na yatmıştı. Bir türlü uyku girmiyordu gözlerine.
57
Vaso onunla alay etti:
- Hişşt, n'oldu lan, aç karnına uykun
gelmiyor mu, ha?
Sonra bir dilim ekmekle peynir verdi Kikor'a:
- Al, yatağında ye, patronun kulağına
gitmesin sakın.
Kikor ekmekle peyniri kaptı, başını yorganın altına soktu, hapır hupur yemeye, bir
yandan da düşünmeye başladı. Kendi evlerini, köydeki yaşantısını, özgürce oyun oynayışını, istediği kadar ekmek yiyişini düşündü.
Sonra o akşamı düşündü: Anasıyla babası gidecek gitmeyecek diye kendisi için tartışmış
lardı. Anası oğlunun kente gitmesini istemediği için iki gözü iki çeşme ağlamıştı.
Ki kor:
-· Ah anacığım, ne kadar da doğru düşünmüşsün! diye geçirdi içinden.
Yorganın altında peynir ekmek yerken
kapıya doğru arada bir kulak kabartmaktan
da geri durmuyordu: Belki ansızın patronu geliverirdi.
Ve sabahleyin yine durmuştu dükkanın
kapısı önünde.
58
KÖYDEN GELEN KOMŞULAR
KiKOR'A
BABASINDAN MEKTUP GETİRİYOR.
Dükkanın
çoğu
önünde durur
bağırırdı
Kikor,
yüksek sesle
zaman müşteri çağırır,
mallara övgüler düzerdi.
Mektubu okudu, öylece kalakaldı, başla
dı düşünmeye, evin halini merak ediyor, mektubun satırları yüreğini tırmalıyordu:
- Ananın, Zani'nin giyecekleri yok, çok
dardayız ...
59
!çerden s.eslendiler:
- Bağırsana lan, ne o havalarda uçuyorsun, aklın köylülerinle birlikte mi gitti yoksa?
Kikor kapı önünde yeniden bağırmaya
başladı:
Bu tarafa buyurun, bu tarafa buyurun !.
60
KIKOR HASTALANIYOR
Kış
geldi. Karla karışık rüzgar gürültüyle geçti kentin üstünden, sokakların İçinde
uğuldadı, ıslık çaldı,
köşelere kadar girdi,
yoksullara ve üstü başı çıplak olanlara uğradı
gurbete düşmüş sahipsiz çocukları aradı.
Ve Kikor'u buldu.
Kikor ince bir gömlek giymiş, kapının
önünde bağırıp duruyordu:
- Bu tarafa buyurun, bu tarafa buyurun ...
61
Vuuuu ... diye kötü niyetle ıslık çaldı
Ve rüzgar görülmez bir kılıç gibi vurup kesti kemikl·erini Kikor'un. Kikor tir tir titredi.
Zaten bir deri bir kemik kalmıştı. Öylesine üşümüştü ki hasta olup yatağa düştü.
-
sôğuk.
62
KiKOR HASTANEYE YATIYOR
BABASI KENTE GELİYOR
Kikor tüccar Ardem'in mutfağında hasta
yatıyordu. ihtiyar Hani, kendi kendine konuşarak günde birkaç kez Kikor'un yanına uğ
ruyordu:
- Ne istiyorsun Kikor oğlum?
-. Suuu ...
Hani ona su verirdi. Hasta, titreyen ·elle-
63
rıyle bardağı
tutar, bir
dikleyişte
içer ve sonra
yine isterdi.
- Bu benim yüreğimi ferahlatmıyor, Hani ... ben bizim çeşmenin soğuk suyundan isterim. Hani ... ben ·evime gideceğim ... ben
anamı isterim .. .
64
Tüccar Ardem düşünceliydi. Oraya buraya baş vurdu, Kikor'un köylülerinden birini
buldu ve haber saldı ki Hampo acele gelsin.
Kikor'u da kentin hastanesine kaldırdı.
Hastanede, hasta çoktu, sıra sıra yatmış
lardı. Acı acı inliyorlar, güçsüz bakışlarla tavanı seyrediyorlardı.
Yaşamak İstiyorum/F: 5
65
Kikor'u da bu hastaların yanına yatırdılar.
Hampo çok geçmeden kente geldi. Kikor'u görür görmez acıyla bağırdı:
- Sen ne olmuşsun? Kikor can! Ve
Hampo ağlıyarak onun üstüne düştü.
Kikor, ateşler içinde yatıyordu, babası
nı görmüyordu bile.
- Kikor can, işte geldim, Kikor can ...
Ben senin babanım, bak ...
Hasta bir şey anlamadı, sayıklıyordu, sayıklarken şöyle mırıldanıyordu: «Migiç, Zani,
babacığım, anacığım ... »
- Buradayım Kikor can, seni bizim eve
götürmek için anan beni gönderdi. .. Gelmez
misin? ... Migiç ve Zani yolunu bekliyorlar. Ne
dersin? Konuş Kikor can.
Ki kor ateşler i.çinde yanarak sayıklıyordu:
- Bu tarafa buyurun, bu tarafa buyurun ...
Anlamsız, yarım yamalak sözler söylüyor, gülüyordu ...
Babası
66
KiKOR'UN ACI SONU
VE
BABA HAMPO'NUN KÖYE DÖNÜŞÜ
Birkaç gün sonra Hampo evin yolunu tuttu.
Gömmüştü
Kikor'u ve dönüyordu. Koltuğunun altında Kikor'un giysilerini götürüyor~
du, hiç değilse anası giysilerinin üstüne kapanıp ağlasın diye ... Ki kor' un ceplerinden, bir
avuç parlak düğme, renkli kağıtlar ve birkaç
tane toplu iğne çıkmıştı. Herhalde bunları c:ta
kızkardeşi Zani için toplayıp saklamış olacaktı. ..
67
68
1
Hampo hem yürüyor hem de düşünüyor
du. Aynı yoldan Kikor'la birlikte kente geldikleri günden bu yana, uzunca bir zaman da
geçmemişti. işte burda şöyle demişti.
- Baba ayaklarım ağrıdı.
Ve işte şu ağacı ... Bu ağacın dibinde dinlenmişlerdi. ..
69
işte
orda şöyle demişti.
Baba susadım ...
işte o çeşme! Burada su içmişlerdi. ..
Hepsi, hepsi var, yalnızca o yok ...
Ertesi gün Hampo dağı aştığı zaman,
uzaktan köy göründü.
Köyün dışında, anası, Zani, Migiç, Mosi
durmuş bekliyorlardı. Küçük kardeşi Kalo ise
-
anasının kucağında bağırıyordu.
-
70
Gel, geel, h·e Kikol. .....
ÇOCUK BAHÇESİ KİTAPLARI
NASRETIİN HOCA/ Olcay Göçmen
ANT/ Ömer Seyfettin
ŞERMİN/ Tevfik Fikret
KARAGÖZ HACiVAT/ Olcay Göçmen
VIZVIZ ARI/ H. Quiroga
DAVULUN SESİ/ Tolstoy
KELOGLAN/ Nazım Hikmet
SEVİMLİ GEYİK/ H. Quiroga
DON KİŞOT/ Cervantes
ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU/ Arıdersen
SEVGİ MASAL!/ Behrengi
YAŞAMAK İSTİYORUM/ Hovhannes Tumanyan
KÜÇÜK KARABALIK/ Behrengi
EN GÜÇLÜ KİM/ Valeri Suslov
BİR ŞEFTALİ BİN ŞEFTALİ/ Behrengi